preloader

Emsal Kararlar Işığında İş Kazası Davalarında İşçinin Kusuru ve Bu Kusur Oranının Davalara Etkisi

Giriş

İş kazası, Sosyal Sigortalar Kanunu’nun “İş kazasının tanımı, bildirilmesi ve soruşturulması” başlıklı 13. maddesinde ve ayrıca İş kazası ayrıca İş Sağlığı ve Güvenlik Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3/g maddesinde de tanımlanmıştır. Buna göre iş kazası; işyerinde veya işin yürütümü nedeni ile meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hale getiren olaydır.

İş Kazasının Unsurları

  • İşçinin SSK m.13 kapsamında kazaya uğraması
  • İş kazasına uğrayan işçinin Sosyal Sigortalar Ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu kapsamında sigortalı sayılması
  • İşçinin kaza sonucu bedensel veya ruhsal zarara uğraması
  • Kaza ile işçinin uğradığı bedensel veya ruhsal zarar arasında uygun illiyet bağının olması

İş Kazasında İşçinin Kusuru

İş kazaları bakımından işverenin önlem alma yükümlülüğü ve önlemlere uyulup uyulmadığını izleme yükümlülüğü söz konusudur. Bu yükümlülükler uyarınca ve uygun illiyet bağının kurulması ile işveren iş kazasından dolayı sorumlu olacaktır.

Bazı hallerde uğranılan kazada işçinin kendi kusurunun olması söz konusu olabilir. Ancak burada bahsedilen kusur kavramı teknik anlamda kusur olmayıp, zarar gören işçinin zarar görmemek için göstermesi gereken özen ve çabayı göstermemesini ifade eder.

İş kazasından söz edebilmek için kaza ile işçinin uğradığı bedensel veya ruhsal zarar arasında uygun illiyet bağının olması gerekir. Bazı hallerde illiyet bağının kesilmesi söz konusu olabilir. Zarar görenin ağır kusuru illiyet bağını kesen hallerden biridir.

“Kimse kendi kusurundan faydalanamaz.” ilkesinin gereği olarak, zarar gören işçinin ağır kusurunun varlığı halinde illiyet bağı kesilir ve işveren sorumluluktan kurtulur. Ancak bunun için zarar görenin kusuru zararın doğmasına sebebiyet verecek kadar ağır olmalıdır. Bu halde esasen işverenin sorumluluğu söz konusu olabilecek iken işçinin kusurunun yoğunluğu ve kaza neticesini tek başına meydana getirmeye yetmesi ile illiyet bağı kesilir ve işveren sorumluluktan kurtulur.

Eğer işçinin kusuru zararlı sonucu tek başına doğurmaya yetecek yoğunlukta ve ağırlıkta olmayıp yalnızca katkıda bulunma seviyesinde kalmışsa illiyet bağı kesilmez ve işverenin sorumluluğu devam eder. Ancak bu halde işçinin kusuru tazminatın belirlenmesinde indirim sebebi olarak etki eder. İşçinin kusurunun katkıda bulunma olarak değerlendirilmesi zararın meydana gelmesi bakımından ya da zararın artması bakımından söz konusu olabilir. Bu durum Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesinde düzenlenen tazminatın indirilmesi haline örnektir.

İşçinin kusurunun tazminatta indirim sebebi olarak değerlendirilebilmesi için işçinin kusurlu davranışı ile zararın meydana gelmesi veya artması arasında da uygun illiyet bağının kurulmuş olması aranır.

Örnek Kararlar

Yargıtay Kararı – 21. HD., E. 2008/12304 K. 2009/3393 T. 09.03.2009

Davacıların mirasbırakan Y. Q.’nün davalı otomobil alım satımı işyerinde satış elemanı olarak çalıştığı, davalı şirket tarafından satılan aracı müşteriye teslim edip, müşteriye ait takas alınan aracı da işyerine getirdiği sırada virajda aracın hakimiyetini kaybederek yol kenarında bulunan kar direğine çarparak devrilmesi sonucu yaralandığı ve kazadan iki gün sonra hastanede vefat ettiği, olayın Kurumca iş kazası olarak kabul edildiği, trafik kaza tutanağına göre kazalının %100 kusurlu olduğu, mahkemece aldırılan bilirkişi heyeti raporunda da kazalının %100 kusurlu olduğunun ve davalı işverenin kusurunun bulunmadığının bildirildiği, olaydaki %100 oranındaki kusur mahkemece de kabul edilmekle birlikte, aracın teslimi ile görevli olmadığı halde işverenin isteği üzerine verilen görevi yerine getirirken oluşan kaza sonucu vefat etmesi nedeniyle davacıların manevi tazminata hakları olduğu gerekçesi ile sonuca gidildiği görülmüştür.

Uyuşmazlık, bütün kusurun zarara uğrayanda olması durumunda hak sahipleri yararına manevi tazminata hükmedilip hükmedilmeyeceği noktasında toplanmaktadır. Bu yönü ile davanın yasal dayanağı Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi ile 26.06.1966 gün 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıdır. Anılan kararda, istihdam edenin Borçlar Kanunu’nun 47. maddesi gereğince manevi tazminatla sorumlu tutulabilmesi için ne kendisinin ne de çalışanın kusurunun şart olmadığı belirtilmiştir. Ancak eylemle zarar arasındaki illiyet bağının kesilmemiş olması koşuldur. Çalıştıranın sorumluluğu için çalıştıran ile çalıştırılan arasında çalıştırma ve bağımlılık ilişkisinin bulunması, zararın hizmetin ifası sırasında ve hizmetle ilgili olarak oluşması, eylemin hukuka aykırı olması ve eylem ile zarar arasında uygun nedensellik bağının bulunması gerekir. Başka bir anlatımla kazanın işverenin işi görülürken gerçekleşmiş olması sorumluluk için yeterli olmayıp eylemle zarar arasındaki uygun nedensellik bağının mücbir sebep veya işçinin ya da 3. kişinin ağır kusuru ile kesilmemiş olması zorunludur.

Somut olayda işçinin %100 kusurlu olduğu dolayısıyla illiyet bağının kesilmesi nedeniyle tam kusurlu bulunan işçinin kusurlu davranışının sonuçlarından işverenin sorumlu tutulamayacağı, öte yandan dosyadaki bilgi ve belgelerden şatış elemanı olarak araç satışında çalıştığı açıkca anlaşılan işçinin, işin gereği araç teslimi ve teslim alınması işi ile de görevli olduğunun açık olması karşısında tanık beyanlarına dayanılarak görevi bulunmadığı aracın teslimini yerine getirirken kazanın meydana geldiğinin kabulü ile yukarıda açıklanan ilkeler bertaraf edilerek çalıştıranın sorumluluğuna gidilemeyeceği de ortadadır.

Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın davacıların manevi tazminat istemlerinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

Yargıtay Kararı – 21. HD., E. 2015/1499 K. 2015/15871 T. 07.09.2015

“…Dosya kapsamındaki kayıt ve belgelerden; davacının, davalı Banka Şube Müdürlüğünde bireysel pazarlama yönetmeni olarak çalışmakta iken olay tarihi olan 14/12/2006 tarihinde işyeri içerisindeki asma katta bulunan müdür odasından kendi masasına dönüşü esnasında merdivenlerden düşerek yaralandığı, SGK Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından olayın iş kazası olduğu ve davacının iş kazasının gerçekleşmesinde % 100 oranında kusurlu bulunduğunun tespit edildiği, mahkemece itibar olunan 3 kişilik bilirkişi kusur raporunda ise, davacının %50, davalının ise %50 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği anlaşılmaktadır.

İnsan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işveren, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu olay tarihinde yürürlükte bulunan İş Kanunu’nun 77. maddesinin açık buyruğudur. Bu kapsamda işveren özen yükümlülüğü kapsamında alması gereken önlemleri almamış ve bu nedenle de zararlandırıcı bir olay meydana gelmiş ise akti yükümlülüğünü yerine getirmeyen işverenin bu zarardan sorumlu tutulacağı tartışmasızdır. Fakat işverinin almadığı yada eksik aldığı bu önlemler ile zararlandırıcı olay arasında nedensellik olması esastır. Diğer bir ifade ile eğer zararlı netice ile işverence hiç alınmayan yada eksik alınan önlemler arasında doğrudan bir bağ kurulamıyor ise bu zararlı neticeden işverenin sorumlu tutulması doğru olmayacaktır. Aksinin kabulü işverenin oldukça geniş sınırlar içeren akti sorumluluğunun sınırlarının dahada genişletilmesi olur ki bu kabul edilebilir bir hal değildir. Yine kaza ile işverence alınmayan önlemler arasında uygun illiyet bağının bulunması da işverinin sorumluluğu için esastır.

Ayrıca şunu belirtilmekte de fayda vardır. Teknik bilgi gerektiren hallerde mahkemelerce konusunda uzman kişilerden bilirkişi raporu alınması gerekli olmakla birlikte bilirkişilerin raporundaki değerlendirmelerin mahkemelerce denetlenmesi, gerektiğinde mahkemece ek rapor alınması, ek rapora rağmen bilirkişi değerlendirmesinin oluşa uygun düşmediği tespit olunması halinde ise gerekirse bir başka bilirkişi heyetine olayın inceletilmesi gerekir.

Somut olayda; 12.08.2013 tarihli kusur bilirkişi raporu hükme esas alınmışsa da; bu rapordaki değerlendirmeye göre varılan sonuç hatalı olmuştur. Zira bir işverenin çalışanına karşı özen yükümlülüğü bulunmakla birlikte buradaki akdi yükümlülüğü sınırsız değildir. Eğer zararlandırıcı olay kazaya uğrayanın ağır kusurundan kaynaklanmışsa illiyet bağının kesilmesi söz konusu olacaktır.

Bu kapsamda davacının olay tarihi olan 14/12/2006 tarihinde, tanık anlatımlarında da belirtildiği üzere işyerindeki merdivenlerden üzerinde bol paçalı pantolon ve sivri topuklu ayakkabı bulunduğu halde inişi esnasında, ayakkabısının paçasına girmesinin yargılama konusu kazanın asıl sebebi olduğu açıktır. Hal böyle olunca da işverenin bu mezkur olayda özen yükümlülüğü kapsamında alabileceği bir tedbir ve giderek sorumluluğunu gerektirecek bir kusuru bulunmadığından bu sebeplerle davanın reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olmuştur.

KAYNAKÇA

  • Sami Narter, İş Kazasından Doğan Maddi Tazminat ve Hesaplanması
  • Zübeyde Başboğa Şahbaz, İşverenin İş Kazası ve Meslek Hastalığından Doğan Hukuki Sorumluluğu ile Maddi Tazminatın Hesabın İlişkin Esaslar
  • Yeliz Karan, Haksız Fiil Sorumluluğunda Tazminatın Belirlenmesi Bakımından Zarar Görenin Kusuru

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Size en iyi deneyimi sunmak için çerezleri kullanıyoruz.