preloader

Emsal Yargı Kararlarında Aydınlatılmış Onam

Genel Olarak

Tıbbi müdahalelerin hukuka uygun olabilmesi için gerekli koşullardan biri rıza unsurunun sağlanmış olmasıdır. Rıza unsurunun sağlanması ise ancak aydınlatılmış onam ile geçerli bir şekilde mümkün olabilir.

Aydınlatılmış onam; hastanın kendisine uygulanacak olan tıbbi müdahalelere ilişkin bilgilendirilmesi, bu bilgileri değerlendirmesi ve kendi iradesiyle karar almasının sağlandığı süreçtir. Aydınlatılmış onam sürecinin amacı hastanın tıbbi müdahaleyi onaylaması veya reddetmesi için gerekli bilgilere sahip olmasıdır. Böylece hasta rıza gösterdiği tıbbi müdahalenin ne olduğunu bilerek buna rıza gösterecek veya göstermeyecektir.

Aydınlatılmış onam yalnızca hastanın bilgilendirilmesinden ibaret olmayıp bu bilgilendirmenin de bazı koşulları vardır. Tıbbi müdahaleye ilişkin bilgilendirme hasta için açık ve anlaşılır bir şekilde yapılmalı ve kesinlikle verilen bilgiler hasta tarafından anlaşılmış olmalıdır. Hasta kendi özgür iradesiyle tıbbi müdahaleye ilişkin karar almalı ve onam verme yeterliliğine sahip olmalıdır. Aydınlatılmış onama ilişkin bu koşullardan hekim sorumludur. Bu sorumluluk hekimin aydınlatma yükümlülüğü kapsamındadır.

Bu hususa ilişkin açıklamalarımız için “Aydınlatılmış Onam Nedir?” adlı yazımızı okuyabilirsiniz.

Emsal Yargı Kararları

Yargıtay Kararı – 13. HD., E. 2013/30822 K. 2014/10772 T. 9.4.2014

“…Salt ameliyata rıza göstermek yeterli değildir. Ayrıca, komplikasyonların da izah edilmesi gerekmektedir. Ancak bu rızanın da az yukarıda vurgulandığı üzere aydınlatılmış Rıza olması gerekir. Nitekim Hekim Etiği Yönetmeliği’nin 26. maddesinde düzenleme yapılmış ve ” Hekim hastasını, hastanın sağlık durumu ve konulan tanı, önerilen tedavi yönteminin türü, başarı şansı ve süresi, tedavi yönteminin hastanın sağlığı için taşıdığı riskler, verilen ilaçların kullanılışı ve olası yan etkileri, hastanın önerilen tedaviyi kabul etmemesi durumunda hastalığın yaratacağı sonuçlar, olası tedavi seçenekleri ve riskleri konularında aydınlatır.Yapılacak aydınlatma hastanın kültürel, toplumsal ve ruhsal durumuna özen gösteren bir uygunlukta olmalıdır. Bilgiler hasta tarafından anlaşılabilecek biçimde verilmelidir.Hastanın dışında bilgilendirilecek kişileri, hasta kendisi belirler. Sağlıkla ilgili her türlü girişim, kişinin özgür ve aydınlatılmış onamı ile yapılabilir.Alınan onam, baskı, tehdit, eksik aydınlatma ya da kandırma yoluyla alındıysa geçersizdir.Acil durumlar ile, hastanın reşit olmaması veya bilincinin kapalı olduğu ya da karar veremeyeceği durumlarda yasal temsilcisinin izni alınır. Düzenlemesiyle aydınlatmanın ne şekilde yapılacağı açıklanmıştır. Aydınlatılmış onamda ise ispat külfeti hekim yada hastanededir. Öyle olunca, davalıların ameliyat öncesi muhtemelen hasıl olabilecek sonuç ve komplikasyonlar hakkında hastasını bilgilendirmeleri bir zorunluluktur. Dosyaya ibraz edilen 6.7.2009 tarihli onam belgesinde davalı tarafın, davacıyı bu konuda bilgilendirdiği ve gerekçeli açıklamaları yaparak uyardığı hususu ve davacının yeterli derecede aydınlatılıp aydınlatılmadığı, operasyonun kopmlikasyonlarının bilinmesi halinde dahi bu operasyona davacının rıza gösterip göstermeyeceği konuları dosya içeriği ile anlaşılamamaktadır. Genel ifadelerle yan etki ve komplikasyonlardan haberdar olduğu bildirilmiş, bu tür ameliyatın ne tür komplikasyonlar olduğu izah edilmemiştir… “

Danıştay Kararı – 15. D., E. 2016/2124 K. 2017/665 T. 14.2.2017

“…Davacı tarafça, hükme esas alınan Adli Tıp Raporunun idarenin tek taraflı açıklama ve kayıtlarına istinaden düzenlendiği, müdahale öncesi hastanın muvafakatinin alınmadığı, gerekli ve yeterli aydınlatmanın yapılmadığı, olayda bu yönüyle hizmet kusuru bulunduğu gerekçesiyle Mahkeme kararının bozulması istenilmektedir. T…..’ın, rahatsızlığı sebebiyle götürüldüğü sağlık kuruluşunda uygulanan tedavi çerçevesinde, toplardamar içine penisilin enjekte edilmesinin ardından meydana gelen anaflaktik şok sonucu %90 zihinsel engelli hale geldiği Adli Tıp Kurumu raporunda belirtilmektedir. Alerji yapabileceği bilinen ilaçların verilmesi durumunda, hastaya muhtemel sağlık geçmişinin sorulması, tedavi, fiziksel bütünlükle ilgili tahmin edilemez olası bir risk taşıdığında, hekimlerin, hastalarını aydınlatarak rıza göstermelerine imkân sağlayacak şekilde kendilerini önceden bu tedavi hakkında bilgilendirmeleri gerekmektedir. Bunun bir sonucu olarak, özellikle, hastanın kendi hekimleri tarafından önceden gerektiği gibi bilgilendirilmediği durumlarda bu türden öngörülebilir bir tehlikenin gerçekleşmesi halinde, ilgili taraf devlet, bu bilgilendirme eksikliği nedeniyle doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Altuğ ve Diğerleri Türkiye, No: 32086/07 30 Haziran 2015). 1219 sayılı Kanun ve Hasta Hakları Yönetmeliği, sağlık personellerine hastayı bilgilendirme ve öngörülen tedaviye ilişkin hastanın rızasını alma yükümlülüğü getirmektedir. Dosyanın incelenmesinden, İdare Mahkemesince, tedaviyi düzenleyen ve uygulayan sağlık ekibinin, anamnez çerçevesinde kendi sağlık geçmişi hakkında hastaya ya da yakınlarına soru sormadığı, ilgiliyi penisilin tedavisinin muhtemel risklerine dair bilgilendirmediği ve yürürlükte olan mevzuat ve düzenlemeye rağmen hastanın rızasını almadığı yönünde davacı tarafça ileri sürülen başlıca iddiaların ele alınmadığı görülmektedir. Hemşire gözlem notu ile hasta epikrizi arasındaki çelişkiler ile hastanın penisilin alerjisi geçmişine ilişkin hasta öyküsünün alındığına ilişkin kayıtların ve hastanın penisilin uygulamasının olası risklerine ilişkin bilgilendirildiğine ilişkin kayıtların sunulamamasının, sunulan kamu hizmetinin kötü işlediğini ve ortada bir hizmet kusurunun bulunduğunu gösterdiğinden davacıların bu olay nedeniyle maruz kaldıkları manevi elem ve ızdırabı giderecek şekilde olayın meydana geliş şekli de dikkate alınarak hakkaniyete uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken, manevi tazminatın reddedilmesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır...”

Bölge Adliye Mahkemesi Kararı – İstanbul BAM, 19. HD., E. 2020/395 K. 2020/600 T. 13.3.2020

“…Yukarıda izah edilen açıklamalar ışığında somut olaya bakılacak olursa, davacının geçireceği operasyonlarla ilgili “Excimer Laser Cerrahisi için Aydınlatılmış Onam Formu”na imzasının alınmadığı, form altındaki imzanın operasyonu yapacak doktora ait olduğu anlaşılmaktadır. Her ne kadar formda gerekli açıklama var ise de davalı taraf bu formun davacı tarafından okunduğunu incelendiğini ve rıza gösterdiğini ispatlayamamıştır. Yargılama sırasında davalı tanığı olarak dinlenilen profesör doktor K4nın talimatla alınan ifadesinde, kendi görüşleri ve yorumları bulunmakta olup yanında davacıya ameliyatı yapacak olan doktor tarafından bilgilendirmenin yapıldığına dair herhangi bir görgüye dayalı bilgi bulunmamaktadır. İstinaf incelemesinden sonra davacı tarafça dosyaya bu tanığın imzalı beyanı verilmiş ise de bunun ve diğer K3 isim ve imzalı yazılı beyanın delil özelliği bulunamamaktadır. Her ne kadar davacı kendisi doktor ise de kardiyolog olup göz hastalıkları ve tedavisi konusunda yeterli bilgiye sahip olduğu da ispatlanamamıştır. Ayrıca davacı doktor, cerrah olmadığı için aydınlatılmış onamla ilgili uygulama yaptığı da söylenemez. Hasta hakları yönetmeliğine ve etik ilkelere göre hastaya yeterince sözlü bilgi verilip verilmediği konusunda da ispatın olmadığı gözlemlenmiştir. Mahkemece belirlenen maddi ve manevi tazminat miktarlarına ilişkin tespitler yerinde olup bu miktarlarda indirim yapılması hukuka uygun görülmemiştir. Bu nedenlerle davalıların istinaf talebinin reddi gerekmektedir.

Bölge İdare Mahkemesi Kararı – İstanbul BİM, 7. İDD, E. 2019/1971 K. 2020/990 T. 4.6.2020

Mahkemesince Adli Tıp Kurumu Başkanlığı, Adli Tıp 7. İhtisas Kurulunun26.12.2018 tarih ve 4452 sayılı raporunda yer alan saptamalara dayanılarak davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı tarafından, yapılan enjeksiyon öncesinde aydınlatılmış onam formunun alınmadığı yargılama süreclerinde ileri sürülmüştür. Sözkonusu iddia üzerine Dairemizin 05.03.2020 günlü ara kararı ile X1 Devlet Hastanesinden ” 1- 17 aralık 2016 tarihinde davacıya yapılan enjeksiyonun, kim ve/veya kimler tarafından yapıldığının sorulmasına ve bu hususta bilgi ve belgeye dayalı ayrıntılı açıklama yapılmasının, 2- 17 aralık 2016 tarihinde davacıya yapılan enjeksiyon öncesi anılan şahsa veya anılan şahsın yakınlarına aydınlatılmış onam formunun imzalattırılıp imzalattırılmadığının sorulmasına, imzalattırılmış ise, söz konusu aydınlatılmış onam formunun (belgesinin) imzalı ve okunaklı bir örneğinin gönderilmesinin” istenilmesi üzerine verilen ve 09.04.2020 tarihinde dairemiz kayıtlarına giren 30.03.2020 gün ve E:204 sayılı yanıtta ” davacıya yapıldığı iddia edilen enjeksiyona ait aydınlatılmış onam formunun bulunmadığının, kaldı ki yazılı onam alınmasının da bakanlık genelgeleri uyarınca zorunlu da olmadığının, öte yandan sözkonusu enjeksiyonun kim tarafından yapıldığı hususunda ise (o gün nöbetçi olan tüm hemşirelerin isimlerinin belirtilmesine karşın) net bir yanıt verilmediği görülmüştür. Bu durumda, davalı idare tarafından davacıya yapılan enjeksiyonun sonuçlarının ve olası komplikasyonlarının kendisine ve/veya yakınlarına anlatıldığına ve bu işleme rıza gösterildiğine dair yazılı ve imzalı aydınlatılmış onamın alınmadığı; diğer yandan, sözkonusu enjeksiyonunun kim tarafından yapıldığına dair tıbbi kayıtların tutulmaması noktasındaki idari düzensizlik dikkate alındığında, takdiren toplam 30.000,00-TL manevi tazminat talebinin kabulü ile anılan tutarın idareye yapılan başvuru (30.03.2017) tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davalı idarece davacıya ödenmesine karar vermek gerekmiştir...”

Danıştay Kararı – 15. D., E. 2018/5009 K. 2019/950 T. 21.2.2019

“…Enjeksiyon uygulamasından önce risklerin anlatılıp davacıdan yazılı onamın alınmamış olması, yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri uyarınca davacının aydınlatılma ve onay verme hakkının elinden alınmış olacağı ve yürütülen sağlık hizmetinin gereği gibi işletilmediği konusunda davacıda endişe ve üzüntüye yol açtığından davacının manevi tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Manevi tazminat, mal varlığında meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tazmin aracı değil, tatmin aracıdır. Olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçlar. Belirtilen niteliği gereği manevi tazminatın zenginleşmeye yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Manevi zararın varlığı, sadece şeref, haysiyet ve onur kırıcı işlem ve eylemlere ya da kişilerin vücut bütünlüğünde meydana gelen sakatlık haline, ölüm nedeniyle ağır bir elem, üzüntü duyulması şartına bağlı olmayıp; idarenin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmetini gereği gibi eksiksiz olarak sunamaması nedeniyle ilgililerin yeterli hizmet alamamalarından dolayı üzüntü ve sıkıntı duymaları manevi zararın varlığı ve manevi tazminatın hükmedilmesi için yeterli bulunmaktadır...”

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Size en iyi deneyimi sunmak için çerezleri kullanıyoruz.