preloader

Hukuka Aykırı Olarak Elde Edilen Ses ve Görüntü Kayıtlarının Yayınlanması

HUKUKA AYKIRI DELİL KAVRAMI

Ceza yargılamasında; gerçeğin ortaya çıkarılması için bir takım yollara başvurulması gerekmektedir. Hukuka uygun olmak ve suç ile ilgili olmak şartıyla her şey delil olarak kabul edilmektedir.[1] Maddi gerçeğin araştırılmasında yararlanılan her türlü araçlar delil olarak ifade edilir. Deliller, ceza yargılamasına ışık tutan araçlardır.

Bilindiği üzere ceza hukukunda suçun kurucu unsurlarından birisi de “hukuka aykırılık” unsurudur. Geniş anlamda, hukuka aykırılık; eylemin yalnızca ceza hukukuna değil, tüm hukuk düzenine aykırı bulunması anlamına gelmektedir. Hukuka aykırılık, tipikliğin maddi bir unsuru değil suçun genel bir unsurudur. Ceza yargılaması hukukunda, hukuka aykırılık sınırını belirlemek, hangi durumlarda delillerin hukuka aykırı sayılacağı açısından önemlidir. Hukuka aykırılık fiilin normlara aykırılığını belirtir.[2] Yargılama yasaları, maddi hukuk ve yargılama hukukuna aykırılık biçiminde olabilir.  Hukuka aykırılığın; maddi ceza yasalarına aykırılık hallerini de kapsadığı hakkında Yargıtay Ceza Genel Kurulu E. 1990/4-305 K. 1990/328 T. 10.12.1990 kararı şu şekildedir;

“(…)Yasaya aykırılık halini sadece usul yasasına hasretmek olanaklı değildir. “Yasaya aykırılık” geniş bir kavram olarak “hukukun zedelenmesi” biçiminde anlaşılmalı, Usul Yasasının 308. maddesinde açıklanan yargılama yasası kuralları yanında, maddi ceza yasalarına aykırılık hallerini de kapsamalıdır. O halde gerek Yargılama Yasası ve gerekse maddi hukuk kurallarına aykırılık hallerinde yazılı emir yoluna başvurulabilmesi olanaklı olmakla beraber, hakimin kanaat ve takdirine ait fiili sorunlardan dolayı bu yola gidilemeyeceği Yargıtay’ın yerleşmiş görüşüdür. Kaldı ki öğreti de aynı görüşü benimsemektedir. O halde yazılı emire konu olabilecek yasaya aykırılık halleri, uygulamadaki esaslı yanlışlıklar ve esasa etkili usul hatalarıdır. Uyuşmazlık konusu olayda, tüm kanıtların toplanıp takdir, tercih ve değerlendirilmesi yapıldıktan sonra verilen ve Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşen beraate ilişkin direnme hükmünde, kanıtların takdirinde yanılgıya düşüldüğünden bahisle yazılı emir yoluna başvurma olanağı yoktur. Zira ortada yasaya aykırılık hali bulunmamakta olup, varolan kanıtların farklı değerlendirilmesinden ibaret bir uyuşmazlık hali söz konusudur. Yazılı emir kesinleşen hükümlere karşı gidilebilen bir yasa yolu olduğundan, takdire yönelik işlemler yazılı emir konusu sayılırsa, kesin hüküm müessesesi yara alır, böyle bir duruma yol açmak Yargılama Yasasına kesin aykırıdır. Bu nedenle yazılı emir yolu ile inceleme yapılması mümkün görülmediğinden istemin reddine karar verilmelidir…“

HUKUKA AYKIRI DELİLLERİN YAYINLANMASININ OLUŞTURDUĞU SUÇLAR

TCK 132. HABERLEŞMENİN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

Madde 132 – (1) Kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu gizlilik ihlali haberleşme içeriklerinin kaydı suretiyle gerçekleşirse, verilecek ceza bir kat artırılır. (2) Kişiler arasındaki haberleşme içeriklerini hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Kendisiyle yapılan haberleşmelerin içeriğini diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı olarak alenen ifşa eden kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (Ek cümle: 2/7/2012-6352/79 md.) İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Madde metninde, kişiler arasındaki haberleşmenin gizliliğinin ihlali suç olarak tanımlanmaktadır;

Haberleşme özgürlüğü, kişinin temel haklarındandır. İnsan haklarını düzenleyen uluslararası belgelerde, kişinin haberleşme hak ve özgürlüğüne sahip olduğu öngörülmüş, bu hakkın tanınması ve korunmasının gerekliliği belirtilmiştir. Belirli kişiler arasındaki haberleşmenin içeriğinin öğrenilmesiyle bu suç işlenmiş olur. Haberleşmenin ne suretle yapıldığının suç oluşumu açısından önemi yoktur. Mektup, telefon, telgraf e-mail yoluyla yapılmasında herhangi bir ayırt edicilik bulunmamaktadır. Önemli olan belirli kişiler arasında yapılmış olan haberleşmedir. Bu suçun nitelikli şekli; konuşulanların veya yazılanların kayda alınmasıyla gerçekleştirilir. Telefon konuşmasının ses kayıt cihazıyla kayda alınması bu durumu örnek verilebilir.

Anayasa’nın 22. maddesine göre;“(1)Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır. (2) Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar. (3) İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.” Bu madde ile haberleşme özgürlüğü kişiye bir hak olarak tanınmakta; haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılabileceği haller belirtilmek suretiyle anayasal güvence sağlanmaktadır.

Haberleşme özgürlüğü, hak öznesinin dilediği kimselerle dilediği biçimde haberleşmesinin engellenmemesi ve bu haberleşmenin ilgililerin izin ve onayı olmadıkça üçüncü kişilerin algı ve müdahalesinden korunmasını ifade eder.[3]

Haberleşmenin içeriğinin “hukuka aykırı” olarak açıklanması gerekir. Hukuka aykırılık suçun unsurudur. Bu bakımdan örneğin kişiler arasındaki telefon konuşmalarına ilişkin kayıtların, savcılık veya mahkemeye verilmesi, duruşmada açık bir şekilde dinlenmesi veya okunması hâlinde suç oluşmaz. Buna karşılık, henüz soruşturma aşamasında iken, kişiler arasındaki konuşma içeriklerinin, hukuka uygun bir şekilde kayda alınmış olsalar bile, örneğin televizyonlarda veya gazetelerde yayınlanması hâlinde, bu suç oluşacaktır.

TCK 133 KİŞİLER ARASINDAKİ KONUŞMALARIN DİNLENMESİ VE KAYDA ALINMASI

Madde 133(1) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaları, taraflardan herhangi birinin rızası olmaksızın bir aletle dinleyen veya bunları bir ses alma cihazı ile kaydeden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.(2) Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda alan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. (3) (Değişik: 2/7/2012-6352/80 md.) Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa eden kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve dörtbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Madde metninde, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçu tanımlanmıştır;

Kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçuyla korunan hukuki değer, özel hayatın gizliliği ve haberleşme hürriyetidir. Suçun oluşması için kişiler arasındaki konuşmaların aleni olmaması gerekir. Bu suçun oluşabilmesi için konuşmaları dinleyen veya kaydeden kişinin konuşmanın taraflarından birisi olmaması gerekir. Dinleyen veya kayda alan kişi konuşmayı yapan kişiler haricinde üçüncü bir kişi olmalıdır. Yüz yüze yapılan bir konuşmada taraflardan biri konuşmayı kaydetmesi durumunda TCK’nın 134. maddesinde tanımlanan “özel hayatın gizliliğini ihlal” suçu kapsamında değerlendirme yapılmalıdır. Suçun oluşabilmesi için, konuşmanın taraflarından herhangi birinin rızasının olmaması yeterlidir. Konuşmanın taraflarından birinin rızasının olması, fiili suç olmaktan çıkarmaz.  Katıldığı aleni olmayan bir söyleşiyi, diğer konuşanların rızası olmadan ses alma cihazı ile kayda almak, Kişiler arasındaki aleni olmayan konuşmaların kaydedilmesi suretiyle elde edilen verileri hukuka aykırı olarak ifşa etmek. İfşa etme herhangi bir şekilde olabilir, kitap, dergi, internet, sosyal medya veya basın yoluyla ifşa etmek bu suç kapsamına girer.

TCK 134 ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL SUÇU

Madde 134(1) Kişilerin özel hayatının gizliliğini ihlal eden kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gizliliğin görüntü veya seslerin kayda alınması suretiyle ihlal edilmesi halinde, verilecek ceza bir kat artırılır.(1) (2) (Değişik: 2/7/2012-6352/81 md.) Kişilerin özel hayatına ilişkin görüntü veya sesleri hukuka aykırı olarak ifşa eden kimse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İfşa edilen bu verilerin basın ve yayın yoluyla yayımlanması halinde de aynı cezaya hükmolunur.

Madde metninde, özel hayatın gizliliğini ihlal suçu tanımlanmıştır;

Omanlıca-Türkçe sözlükteki anlamına göre; “Mahremiyyet; mahrem olma hali, mahremlik” şeklinde geçmektedir. Mahrem kelimesi ise; “1. Şeriatın yasak ettiği, 2. Evlenmeyi şeriatın yasak ettiği, nikâh düşmeyen, 3. Yakın akrabadan olduğu için kadınların kendisinden kaçmadığı, 4. Biriyle içli dışlı, her türlü işlerini bilen, 5. Gizli, herkese söylenmez; herkesçe bilinmemesi gerek” anlamına gelmektedir. Türkçe sözlükte ise mahrem; “1. Yakın akrabadan olduğu için nikah düşmeyen, 2. Başkalarına söylenmeyen gizli, 3. Sırdaş” olarak geçmektedir. Güncel Türkçe Sözlüğe göre de “mahremiyet” kelimesinin yanı sıra bir de “mahremiyetine girmek” diye bir terim bulunmaktadır ki bu da; “Bir kimsenin özel hayatını öğrenecek kadar ona yakın olma” anlamına gelmektedir.[4]

Özel hayatın gizliliği, insanın sosyal hayat içerisinde sağlıklı bir birey olarak var olması için korunan bir hukuki değerdir. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu ile özel hayata müdahale girişimlerinden bireyin korunması amaçlanmıştır. Özel hayatın gizliliğini ihlal suçu, kişinin başkaları tarafından bilinmesini istemediği hayatının özel alanlarına girilmesini cezalandırarak bireye hukuki güvenlik sağlar.

AİHS., 8. maddede, kişinin salt kendine ait bu hayatını, özel hayatı, aile hayatı ve haberleşmesi olarak ifade etmiştir. Kişinin, kendi hayatı, Anayasada “Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz” “Herkes haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır”, “gizliliğine dokunulamaz” biçiminde ifade edilmiştir (Ay. m. 20, 22 ). Buradan, bir kişilik hakkı olarak, kişinin özel hayatının, aile hayatının ve haberleşmesinin ihlal edilmemesinin, yani gizli kalmasının sağlanması meselesi ortaya çıkmaktadır.[5]

Gizlilik herkes bakımından farklılık arz etmektedir, Elbette, herkes kanun önünde eşittir. Ancak toplum hayatı işbölümünü zorunlu kıldığı içindir ki, herkesin kamuda farklı bir konumu bulunmaktadır. Sanatçıların, siyasetçilerin, kamu görevlilerinin, kamu hizmeti yapanların, başkalarına mal ve hizmet sunanların, sade insanların özel hayatlarının gizliliğinin kapsamı ve sınırları birbirinden farklıdır. Bazı insanlar bakımından hayatın gizli alanı çok daha genişken, örneğin; kamu görevlisi, siyasetçi ve sanatçı bakımından bu alan çok daha dardır. Kimin yüzü kamuya daha fazla açıksa onun özel hayatının gizli yönü o kadar azdır. AİHM, özel hayatın kapsam ve sınırlarının siyasetçiler, hükümet veya Devletin mevcut düzeni söz konusu olduğunda, daha geniş bir eleştiri sınırının olması gerektiğine vurgu yapmaktadır.

Bir başka örnek boşanma davalarından verilebilir; boşanma davalarında genelde facebook, twitter, instagram, whatsapp, gibi kayıtlar mahkemeye delil olarak sunulabilmektedir. Eşlerin birbirlerini aldattığından şüphelendiği eşlerinin bilgisayarlarında veya cep telefonlarında  elde ettiği delilleri mahkemelere sunmalarıyla ortaya çıkmaktadır. Bazen gizli kamera gibi cihazlarla kayıtlar yapılmakta bazen de bilgisayarlara veya cep telefonlara yüklenen özel yazılımlarla bu içeriklere ulaşılmaktadır. Genellikle de eşlerinin şifrelerini bilen diğer eş, facebook, twitter gibi sosyal medya hesaplarını kontrol etmekte veya whatsapp sohbet yazılımları içeriklerine ulaşmaktadırlar. Bu içerikler de boşanma davasına delil olarak sunulmaktadırlar. İşte bu anda diğer eş de bu bilgi ve belgelerin hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek savcılıklara suç duyurusuna bulunmaktadırlar. Çünkü hukuka aykırı olarak elde edilen bu tip deliller aynı zamanda özel hayatın gizliliği suçunu oluşturmaktadır. Uygulamada ise bazı kararlarda Evlilik birliğini sarsıcı eylemlerinin olduğunun ortaya konulması açısından boşanma davasında kaybolması ihtimaline binaen hukuka aykırı olarak ele geçirmek suretiyle bunları yargılamaya delil teşkil edecek şekilde kullanmanın hukuka aykırı olmayacağı ifade edilmektedir.

Anayasanın 20. maddesinin “Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.” Yaptırımı da özel hayatın gizliliğinin ihlali suçunun bir güvencesidir.

Bu suçlara ek olarak TCK 135 Kişisel Verilerin Kaydedilmesi, TCK 136 Verileri Hukuka Aykırı Olarak Ele Alma ve Geçirme, TCK138 Verileri Yok Etmeme suçları da hukuka aykırı delillerin yayınlanmasında gündeme gelebilmektedir.

Gazetecilerin ve Basın Yayın Organlarının Sorunluluğu da söz konusu durumda ele alınması gereken bir durumdur. Hakkın icrası bir hukuka uygunluk nedenidir. Gazetecilik mesleği kanunla düzenlenmiş bir meslektir. Hür basın demokratik hayatın bir gereğidir ve dördüncü kuvvet durumundadır. Basın, çürümenin önlenmesi, toplumun aydınlatılması, karanlık işlerin ortaya çıkarılması hür basınla olur. Hür basının olması bir zorunluluktur. Ancak; haber veren değil haber yaratan bir husus var ise hak kullanımı söz konusu değildir. Yine gazetecinin hakkını kötüye kullanılmaması gerekir. Yasaların verdiği yetkinin ve meslek sınırları içinde kalırsa görevini icra etmektedir.

SONUÇ

Türk Ceza Kanunumuz gereği ve yukarıda açıklandığı üzere hukuka aykırı yollarla ses ve görüntü elde etmek bir suç teşkil etmektedir. Bir kimse hukuka aykırı yollardan delil elde etmese dahi bunların yayınlanmasının şikayete tabi olarak cezalandırılacağı açıktır.

Hukuka aykırı olarak elde edilen bulguların, delil olarak kabul edilemeyeceği, hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıtların hükme esas alınamaması gerektiği hatta soruşturma evresinde dahi kullanılamayacağı kesindir. Anayasa hükmünden de anlaşılacağı üzere; hukuka aykırı bir biçimde elde edilen delillerin kullanılması mutlak olarak yasaklanmaktadır. Anayasa’nın, hukuka aykırı biçimde elde edilen bulguları delil olarak saymamaktadır. Fakat AİHM içtihatları doğrultusunda, söz konusu eylem basın ve haber verme kapsamında işlenildiği takdirde, hukuka aykırı elde edilmiş kayıtlar söz konusu olsa bile, kamuoyunu ilgilendiren bir konu olması halinde kamunun bilgi edinme hakkı ve basının bilgi verme yükümlülüğü göz önünde tutulmalı ve eylem basın özgürlüğü kapsamında ele alınmalıdır.

KAYNAKÇA

1-Artuk – Gökcen – Yenidünya , Ceza Hukuku Genel Hükümler, 6. Baskı, Ankara 2012.

2-Artuk – Gökcen – Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 13. Baskı, Ankara 2013.

3-Centel-Zafer, Ceza Muhakemesi Hukuku Pratik Çalışma Kitabı.

4-Doç. Dr. Ali Rıza Çınar, Hukuka Aykırı Kanıtlar

5-Cumhuriyet Savcısı İsmet Özkorul, Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar

6-Ar. Göv. Kerim Çakır, TCK’da Gizliliğin İhlali Suçu ve Ceza Muhakemesi Hukuku ile İlişkisi

7-Güçlü Akyürek, Ceza Yargılamasında Hukuka Aykırı Delillerin Değerlendirilmesi Sorunu


[1]Güçlü AKYÜREK- CEZA YARGILAMASINDA HUKUKA AYKIRI DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ SORUNU

[2] Artuk-Gökçen-Yenidünya – Ceza Hukuku Genel Hükümler.

[3] Kaboğlu İbrahim Ö. , Özgürlükler Hukuku, 6. Bası, Ankara 2002

[4] Bianet.org

[5] Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar* Prof. Dr. Zeki Hafızoğulları 1 Doç. Dr. Muharrem Özen

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Size en iyi deneyimi sunmak için çerezleri kullanıyoruz.